• Mezheplertarihi.com
    • Hoşgeldiniz
Üyelik Girişi

     

 

 Alevilik-Bektaşilik Yazıları
Prof.Dr.Sönmez KUTLU,  Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2006

     

Çağdaş İslam Akımları ve Sorunları
Prof.Dr. Sönmez Kutlu
Fecr Yayınevi
ANKARA 2008

 



Şii Fırkalar

Nevbahti-Kummi Çev.Hasan Onat -Sabri Hizmetli -Sönmez Kutlu-Ramazan Şimşek

Ankara Okulu Yayınları

Ankara 2005

Türkiye'de Din Alanının Tartışmaya Açılması ve Önemi

TÜRKİYE'DE DİN ALANININ TARTIŞMAYA AÇILMASI VE ÖNEMİ
Prof. Dr. Hasan ONAT
 www.hasanonat.com

Türkiye, çok ciddi bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçmektedir. Aslında, bütün
dünyanın hızlı bir sosyo-kültürel değişim rüzgarının cazibe alanı içinde olduğunu söylemek
mümkündür. Eskiden bir asırda iki asırda ortaya çıkan birtakım değişiklikler, şimdilerde
bir yılda, iki yılda gerçekleşmektedir. İletişim imkanlarının iyice artması, bilim ve teknoloji
alanında ortaya çıkan baş döndürücü gelişmeler, bir anlamda, insanları “sıkıştırılmış bir
tarih” diliminde yaşamaya mahkum etmiş gibidir. Değişimin baş döndürücü hızı, olup
bitenleri anlamayı bir hayli güçleştirmektedir. Kültür değişmektedir, toplum
değişmektedir, birey olarak insanlar değişmektedir; zihniyet değişmektedir. Bu sürece en
çok direnen, değişimden zarar göreceğini hisseden bazı bireyler, bazı kurumlar ve
birtakım güç odaklarıdır. Ancak, değişimin etki alanının dışında kalmak, görebildiğimiz
kadarıyla pek mümkün değildir.
“Değişim”, bir anlamda değişmeyen bir “gerçek” olarak varlığını sürdürmektedir.
Hayatın bütün alanlarında etkili olan bu “değişim” rüzgarları, hem olumlu, hem de
olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Ekonomik ömrünü doldurmuş, fonksiyonelliğini
yitirmiş görüşlerin, bireylerin, kurum ve kuruluşların tarihteki yerlerini almaları, eskiye
göre daha da çabuklaşmıştır. Bu, gelişmenin önünün açılması açısından önemli bir
adımdır. Öte yandan, “kendimiz kalarak” değişmek de bir zorunluluktur. Aksi taktirde
tarihin karanlıklarında kaybolup gitmek söz konusudur. Bu durumda, değişimin frekansına
girerek, değişirken değişmeyi ve değiştirmeyi öğrenmek, bizi biz yapan öz değerlerimizi
evrensel çizgiye çekmekten başka çıkar yol görünmemektedir.
Türkiye’nin yaşadığı sancılar, bu hızlı değişimin doğal sonuçlarıdır. Gelişmeleri,
yeni bir uygarlığın mayalanma sancıları olarak da değerlendirmek mümkündür. Ancak,
yeni bir uygarlık, yeni bir zihniyet demektir. Biz, toplum olarak kültür değişiminde
yeterince başarılı olduğumuzu kanıtladık; fakat, kültür değişikliğinin zihniyet değişikliği
olmaksızın fazla bir anlam ifade etmeyeceğini hâlâ kavrayamadık. Zihniyet değişikliği, hiç
kuşkusuz çok zordur. Değişime karşı direnç, bütün gücünü zihniyetin değişmemesi
noktasında yoğunlaştırır.
“Değişim”den ister istemez din alanı da nasibini almaktadır. Öyle ki dindar insanlar, “din
elden gidiyor” gibi anlamsız bir korkuya kapılmaktadırlar . Dindar olmayan insanların bir
kısmı, dinden ve dinî değerlerden kurtulmuş (!) olmak gibi bir mutluluğun tadını çıkarmak
(!) istercesine bilimsellikten yoksun nutuklar atabilmektedirler. Oysa, bu konuda bilinmesi
gereken ilk bilimsel gerçek şudur: Din, insanlık tarihinin başlangıcından beri varolan,
bundan sonra da insanın olduğu her yerde var olacak olan bir olgudur. Bireylerin din
konusundaki tavırları, “insanın olduğu her yerde var olan” din gerçeğini hiçbir zaman
değiştirmemiştir; değiştiremeyecektir. Bu sebepten, sağlıklı bir değişim, dinin -en
azından- bir sosyal olgu olduğu gerçeğini görmekten geçmektedir.
Evet, Türkiye’de din alanı tartışmaya açılmıştır. İşin en güzel tarafı, ağır aksak da olsa,
din alanının tartışmaya açıldığını görmek… Tartışmalar, sağlıklı bir bilgi temelinden
yoksun da olsa, bir sağlık belirtisidir. Ancak, insanlarımıza, İslâm dini hakkında, -en
azından tartışmaları sağlıklı bir zeminde götürebilecek kadar- mutlaka doğru bilgi
verilmelidir.
Türkiye, din alanında bir yeniden yapılanma sürecinin eşiğindedir. Din alanının
tartışmaya açılmış olması, geleneğin din gibi algılandığı yaygın olan din anlayışının süratle
çözülmesine sebep olmaktadır. Düşünen insanlar, haklı olarak neye niçin inandıklarını
bilmek istemektedirler. Düşünen insanlar, kendilerine din olarak sunulanların Kur’ân’la
irtibatını görmek istemektedirler. Bu durum, din alanında “doğru bilgi”nin ne olduğu
sorusunu beraberinde getirmektedir. “Doğru bilgi”nin peşinde olan insanlar, ister istemez,
vahiy ve akıl merkezli bir din anlayışı geliştirmek, neyin, ne kadar dinî olduğunu
sorgulamak durumundadırlar. Bu ise, bütünüyle yeni bir yaklaşımdır; sonucu da din
alanında yeniden yapılanma olacaktır.
Din alanında “doğru bilgi”nin kriteri vahiy ve akıldır. Bir bilgi, bir fikir, görüş ve
düşünce, nerede olursa olsun, kimden gelirse gelsin, eğer vahye ve akla aykırı ise, onun
İslamî açıdan hiçbir değeri yoktur.
Din alanındaki bilgi boşluğu, kentleşmenin, sanayileşmenin ve hızlı sosyo-kültürel
değişmenin bunalttığı, arayış içindeki bazı insanları, başta tarikat gurupları olmak üzere,
dinî cemaatlere doğru itmektedir. Dine yönelik, bilimsel temellerden yoksun hissi
saldırılar, dindar insanların içe kapanmasına ve daha katı olmasına sebep olmaktadır.
Dinden hoşlanmayan, dinle ilgili her türlü tezahürü çağdışılık ve irtica olarak anlayan
kimselerin, hiç olmazsa hissi ve önyargılı davranmamalarını beklemek, herhalde haksızlık
sayılmaz.
Türkiye, yeni bir uygarlık yaratabilecek birikime, güce ve enerjiye sahip bir
ülkedir. Ancak, bunun gerçekleşebilmesi, sorunların üstesinden gelmeye, insan hayatına
anlam kazandırmak ve sorun çözmek için var olan dinin, problem olmaktan çıkarılmasına
bağlıdır. Bu ise, din alanında Kur'ân merkezli bir yeniden yapılanma ile, mezhepler üstü
bir yaklaşımla sağlanabilir. Mezhepler üstü yaklaşım, mezheplerin ortadan kaldırılması
değil, onların beşer ürünü oldukları gerçeğinden hareketle, İslâm’la özdeşleştirilmemesi
demektir. Mezhepler, dinin anlaşılma biçimi ile ilgili beşerî tezahürlerdir. İnsan ürünü olan
mezhepleri ve dinin diğer anlaşılma biçimlerini din gibi algılamak, İslâm’ı hiç anlamamak
demektir.
Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam2
Toplam Ziyaret62845
Saat

       

   

Mezhepler Tarihine Giriş
Prof.Dr. nmez Kutlu

Dem Yayınları        

2008